Luna’nın dövme salonundaki boyalar ve çizimler, Edu’nun bedenindeki ve ruhundaki yaraları kapattığı mistik bir sığınak işlevi görür. Genç adam, pistlerdeki o mekanik gürültüden kaçıp Luna’nın yanına her geldiğinde, aslında hayatta gerçekten neye değer vermesi gerektiğini yeniden sorgular. Antonio ise bu kaçışları bir zayıflık olarak nitelendirerek oğlunun üzerindeki baskıyı ve antrenman dozajını acımasızca artırır. Sevgi ile hırsın, makine ile insanın karşı karşıya geldiği bu süreç tam bir psikolojik arınma maratonuna dönüşüyor.